TÜRK ŞİİRİ

TÜRK ŞİİRİ

TÜRK ŞİİRİNDEN ÖRNEKLER,ŞAİRLERİN HAYATI VE ŞİİR AKIMLARI

Cahit Zarifoğlu'nu vefatının 20. yıldönümünde rahmetle anıyoruz

7/6/2007

GÜZELCİN

CAHİT ZARİFOĞLU 
 

Koşu koşuver nargözlüm
Yuvarlak biçimli ayakların
Küheylan kolanı gibi kuşağın
Gürbüz kalçalarının üzerinde

 

Koştur azaplardan kaçalım
Koruklar üzümlenmiş mi bakalım
Bir söze iki gülüş bir öpücük
İki bedeni birbirine katalım

 

Ruhsatlım sevdamsın berigel
Kanın höpürtülü başın dik
O seven yuyan bakışınla
İçimi yu mermer döşegel

 

Dorukda yeni ay ince işaret
Geceye bir şey olmaz gayri
Ne kem gözler gezinir karanlığa
Ne evin sevincinden korkan bulunur

 

Asmalarda güneş ve çocuklarımız
Çardakta ıslak ve ekşi uyur
Bacın bazlama yağlasın sahana
Mutluyuz tüm dünyaya duyur.

 

&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&

 

Şairin kısaca hayatı ve eserleri:

 

"1940'ta Ankara'da doğdum. Rahmetli babam hakimdi. Bu vesile ile çocukluğum Güneydoğu'da geçti. İlkokula Siverek'te başladım. Maraş ve Ankara'da bitirdim. Ortaokula ise Kızılcahamam'da başladım, liseyi Maraş'ta tamamladım. Aslen Maraşlıyım.

Ceddimiz 300 yıl kadar önce Kafkasya'dan Maraş'a gelip yerleşmişler.
Bunlar üç kardeşmiş ve içlerinden birinin adı Zarif'miş. İşte bizim aile bu Kafkasyalı Zarif'ten geliyor. Daha çok bu sebeple olacak Kafkasya'yı çok seviyorum.

Edebiyata lise yıllarında şiir ve kompozisyonlar yazarak başladım.
Usta hikayeci Rasim Özdenören, şair Erdem Beyazıt, şair Alaaddin Özdenören ile aynı sıralarda okuduk.
Liseden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatını bitirdim.
Öğrenciliğim sırasında çalışmak zorundaydım. Muhtelif gazetelerde sayfa sekreteri olarak çalıştım. Bu yüzden tahsilim biraz ağır aksak ilerledi. Bütün bunlar zarfında vazgeçmediğim,değişmeyen, istikrarlı bir yönüm vardı,o da şairliğim ve yazarlığımdı.

Bir yerde çok titiz bir insanım,bir bakıma da hiç titiz değilim. Görünüşte bir düzensizlik içindiyim,ama her şey zihnimde benim de şaştığm bir disiplin ve düzen içindedir. Şu masanın halini görüyorsun.Çekmecelerde öyle. Ama söyleyin bir şey onu gözüm kapalı çıkarayım. Hayatımda öyle. Bir telaş içinde parçalanmış gibiyim. Ama saati saatine proğramlanmışımdır.
Şiiri de ne zaman yazacağımı bilmiyorum.Memur gibi. Durum öyle gerektiriyor.

Sezai Karakoç Ağabeyin yayınladığı Diriliş dergisinde şiirlerim yayınlandı.
Ağabeyin sohbetlerinden ve yazdıklarından çok şeyler öğrendik.Her anlamda bizim hocamızdı. Yetişmemizde çok büyük faydası oldu. Sonra Nuri Pakdil ve arkadaşlarının yayınladığı Edebiyat dergisinde yazdım. 1976'dan itibaren ise ben, Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, Akif İnan ve Nazif Gürdoğan'nın kurucuları olduğu Mavera dergisinde şiirlerim, bir-iki hikayem, senaryo çalışmalarım, günlüklerim ve "Okuyucularla" ismini verdiğimiz sohbetlerim yayınlandı. Bir kaç yıldan beri ise roman çalışıyorum. Bunlardan ilki Savaş Ritimleri 1985'te yayınlandı. Ayrıca çocuk edebiyatı dalında kitaplar yazdım."*

Değişik dönemlerde ilkokul öğretmen vekilliği ve Almanca öğretmenliği yapan Cahit Zarifoğlu, 1976'dan itibaren TRT  Genel Müdürlüğü'nde mütercim sekreter olarak görev aldı. Farklı gazete ve dergilerde yazıları yayımlandı.Mavera Dergisi'ni arkadaşlarıyla birlikte yayımladı. Zaman Gazetesi ve Mavera dergisi'nde 'Okuyucularla' başlığıyla hayli ilgi toplayan ve bir 'mektep' özelliği taşıyan sohbet köşelerini düzenledi. 1983'te TRT İstanbul Radyosu'nda görev aldı. Radyo oyunları yazdı. 1984'te Türkiye Yazarlar Birliği Çocuk Edebiyatı Ödülü'nü alan Zarifoğlu, 07 Haziran 1987'de Yâr'ine kavuştu. 'Yâr ile bayram iderler şimdi."
 

ESERLERİ:
Şiir:İşaret Çocukları
        Yedi Güzel Adam
         Menziller
         Korku ve Yakarış
Hikaye:İns
Çocuk Hikayeleri:Serçekuş
                                Katıraslan
                                Ağaçkakanlar
                                Yürekdede ile Padişah
                                 Küçük Şehzade
                                 Motorlu Kuş
                                 Kuşların Dili
Çocuk Şiirleri:Gülücük
                           Ağaçokul (Çocuklara Afganistan Şiirleri)
Roman:Savaş Ritimleri,Ana
Günlük:Yaşamak
Deneme:Bir Değirmendir Bu Dünya
               Zengin Hayaller Peşinde
Tiyatro:Sütçü İmam

                                                         .
*Sohbet,Olcay Yazıcı,Türkiye,10 Mayıs 1986


Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

"ölüm ecelin dışavurumu"

7/6/2007

TAM VURULMAYA YELTENEN ADAM'IN ŞİİRİ

HÜSEYİN AYDIN

 

Ecel şerbeti derdi eskiler

Ölüm ecelin dışavurumu

Tam vurmayı bilmem ben

Tam vurulduğumda agresif olurum galiba

Aşklarımda yarım kalır sanırım

Psikoloji dalın-budağın kurusun

Bilirmisin ki aşk

Gece koynuna aldığın hüzündür birazda

 

Realitemi ucuza elden çıkardım

Fazla para etmesindi niyetim ki

Etmedi zaten

Zaten ADAM olan paraya,karıya

Gayrı safi milli hasılaya

VE realiteye yenilmemeli

ADAM'ım serseriyim ana cadde de eyleşmem

Ana caddede piçler ,orospular

Ana caddede oturulmaz

Çay içilmez,nargile

Tadını bilmem onun

Ana cadde işte olmaz

 

Beni tam vurmaya yeltenen birisi

Tam vuramadı kahretsin (mi) ?

Madem ki yaralıyım demek ki yaşanılacak

Bende tam vurulmaya yeltenmişken

Bir şey oldu

Anladım "herşey bir rüzgara bakıyor"muş

Ben mağripli Hüseyin

Ölmedim

Memnun oldum

Ölmedim

Allah'ıma hamdolsun

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

"Allah'ın ve Peygamberin bir durumundayım vakit akşam"

7/6/2007

MERT KAL'ASI YALNIZLIK

HAKAN ARSLANBENZER

 

Hiç yalnızlık şiiri yazmamıştım yaşım otuz üç

Yarlar yarenler bana ha çok olmuş gah hiç yok

Ne sır perdesi araladım bu tül ü güneşlikli hayatta

Ne derunu enderunumdan çıkarıp söyledim şiirlerimi

 

Hak mı lan bu! Diyebilseydim

Misal ortaokul sıralarında

Bombayı patlatsaydım okulun bodrumunda

Deniz subayının kızıymış napoliten

-         böyle yazılmaz herhalde napoliten

biz gene devam edelim şiirimize kaldığımız yerden-

ne şiir söyleyeceğim tutardı sanırsam

Ne aşk ne adaletşinaslık ne de bir ad

Hakan Aslanbenzer, şair, dünyaya saldıran, filan

 

Vazife yeterdi çoktu, dostluk başımı döndürüyordu

Bir kızın kaşlarını bilmem napan ayva tüylerinden çok

Belinden, kalçalarından memeler dudaklar futbol

Maksim Gazinosu CSO korosu Koro bölümü Beethoven

9. senfoni Hürriyet Gazetesi ANAP basket ve satranç

Fark etmez bir dostluk için dostluğun konusu

 

Ey gepgenç günlerimin hanende kırıtan dostluk korosu

Ey muhallebi çocukları muhallebisiz Ankaranın

Benetton dolayısıyla smart, Tivoli sayesinde cool

San Fransisco Spagetti House dolaylarından capuccino&blues

Akmanda frambuazlı bir ana’ne

Hacı Arifte çatallı bıçaklı kuzin kuzen

Depeche Mode lacivertinden bir akşam

Bir firaklı fraklı Vedat Dalokaydan bir akşam

Cebimde beş kuruş yok iftara bir saat var

Geçiyorum ve gidiyorum aranızdan

Kafiye yapıyorum bir nevi

Toplum yapıyorum şaka yapmıyorum konuşmuyorum

Dergi de yapmıyorum henüz şiir de söylemiyorum

Böyle acayip bir durumdayım Allahın bir durumu

Allahın ve Peygamberin bir durumundayım vakit akşam

İftara bir saat var Alah var ben varım

Muhammedi seversen dedim haya ettim Ya Allah

Bile demedim

Geçtim kıyısına toplumun camilere geldim

 

Mert kal’ası camiler

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

"yüreğimde yok bir acı"

7/6/2007

SİNEMAYA GİDEMEYİNCE PARASIZLIKTAN

HÜSEYİN AYDIN

 

 

Biraz dur bekle koltuğun kenarında

Bekle ben gelirsem oraya senin için

Gelirim sana sadece-sadece senin için

"buraya kadar" derim sana

"koltuğun kenarıyla oynama"

 

Ev soğuk kömürde almadık

Kavak odunuyla bu kadar oluyor

Burada bu kadar oluyor ısınmak

Birisi aşık oluyor burada

Durmadan ağlıyor diğeri

Güzel ama bu aşık olmak,ağlamak

Kavak odunu,fazla külü olmuyor

 

Dedim sana bacaklarım hep fazla dolaşmaktan

Yüreğimde yok bir acı

Söylediğim bir yeni şarkı

Oysa sen beni böyle bilmezdin

Devrimciler hep marş söylemezki bitanem

 

Durunca kalbim dünya duracak,sen duracaksın

Durmasın diye dünya  çabalıyorum

Sen durma yaramazlık yap

Birde çok hasta oluyorsun galiba soğuktan

Seni kaloriferli bir evde durdurmak isterdim

 

"Beni şair yapan senin ellerindir" desem

"Bu yalana kim inanır"? demezsin

Seni böyle kabule hazır yapan şey neyse

Niye bana verilmedi?

Şair oldum diye bütün bunlar biliyorum

 

kısa not:"şiirdeki "şair oldum" böbürlenmesinin bir gerçekliği olmadığını belirteyim.Sadece şiirle ilgilenmememin sonuçlarını anlatmak için böyle bir ifade başvurdum" 

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

"alsa bu soğuk taşlar alnımdaki ateşi"

6/6/2007

KALDIRIMLAR

N.FAZIL KISAKÜREK

 

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında,
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa karışan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık,
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
Bu gece yarısında iki kişi uyanık:
Biri benim, biri de uzayan kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor,
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler.
Simsiyah camlarını üzerime dikiyor
Gözleri çıkarılmış bir ama gibi evler.

Kaldırımlar, ızdırap çekenlerin annesi,
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,
Kaldırımlar, içimde uzayan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek bir kucakta,
Ben bu kaldırımların istediği çocuğum.
Aman, sabah olmasın bu karanlık sokakta,
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.

Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin,
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler.
Tak... tak... ayak sesimi aç köpekler işitsin.
Yolumun takı olsun zulmetten taş kemerler.

Ne ışıkta gezeyim, ne göze görüneyim,
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları.
Islak bir yorgan gibi iyice bürüneyim,
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya,
Alsa bu soğuk taşlar alnımdaki ateşi.
Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya
Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi.

 

 

Üstadın kendi sesinden dinlemek için aşağıda ki linke tıklayın:

http://www.youtube.com/watch?v=-XBPg-ak09w

istersen şarkı olarak dinle:

http://www.youtube.com/watch?v=-yvczH-fqSM

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

"acıya hep yer vardır aramızda"

6/6/2007

Acının Coğrafyası

TURGUT UYAR

kente kapandık kaldık tutanaklarla belli
sirk izlenimlerinden seçmen kütüklerinden
yüzlerimiz temmuzdan ötürü sallanır ve uzar
ve her köşe bir tuzaktır
birer darağacıdır her meydan saati
öğle vaktini kesinlikle gösteren
oysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdır

çığlığım uzun uzun kalır içimde
yani güller giyinmiş bir adam nerde ben nerde
rüzgâr bir dirimi dört yöne bölerken tepelerde
ve gece duruşmasından yeni çıkmışken
sabahın terazisi eksik tartar gölgemi

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
kim gelirse gelsin acıya hep yer vardır
tutanaklarda duvar diplerinde ve bazı yerlerde
örneğin çukurova ve mekong köylerinde
acıdır ağacın gölgesini yapan
bunu herkes bilir

kutsal acı besleyen acı sütünü emiyoruz
yatıyoruz seninle terli döşeklerde
saati seninle kuruyoruz bir çalar saati
sen donatıyorsun kalbimizi
kalbimiz çoğu zaman yeterli ve ürkek
kendi çoğunluğunu kendi üreterek

kente kapandık kaldık iki cadde iki alan bir saat
mutsuzluk acıya varana kadar
artık yeminimiz bir tatar gölgesi gibi
öyle bir gölge ki belki çok dardır
kısa vakitlerinde aceleci akşamın

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
acıya hep yer vardır aramızda
dört cepli yeleğim aynı kolaylıkla taşır her şeyi
bozuk paraları da umutsuzluğu da
aynı kolaylıkla tutmuş gibi olurum
güneşin yedi renk ayasını

biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır
şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum
ya da üst üste silah atsan
kent tepinir belki bütün kuşlar uçar
belki değil mutlaka
ama
bir tanesi mutlaka kalır.

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

"İlk sokağın ağzında kaybolursan ağlıyacağım"

6/6/2007

İLK

SEZAİ KARAKOÇ

Yanlış trenden indin seni şehrin aynasından geçirdiler
Sana baktım yıllarca hep ayni özlem penceresinden
Yürüyen ve kaçan yalın ve çocuksu özlem penceresinden
Denize karşı küçüle küçüle giden evleri
İnce ince karşılardın olağan karşılardın
Şen dünya içinde şen dünya içinde bir avuç şen dünyaydın sen

Bahar bilgisi güneş rengi at soluğu ve sen
Seni çağırıyorum geç gel ağlayan son bâkireler içinden
Kadınlar taş heykeller gibi gelip geçer sarı kayalardan
Hangisine baksam sen kımıldar sen seslenirsin içerlerden
Çekil karşımdan sultanı cariyelerde aramak körlüğü diyorum
Körlük güneşe ve gözlerime doğru gelen

Sen bir el uzanışıyla aydınlanan yeni ay mısın
Geyik resimleriyle kabarık her köşen
Geyik derisinde akan ilk nehir
Bir el uzanışıyla
İlk sokağın ağzında kaybolursan ağlıyacağım
Leylâklarla akrepler gözlerine bakıp insan olurlarsa
Çocuk cennetinde günahların ilkini sen işliyorsun demektir Suna
Parlayan denizler gürültüsüz şiirler kapanan kapılar sana gök taşlarını getiriyorlar

Seni sayıklıyor
Denemesi yanlış yapılmış ilk ok

 

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

Amentü / İsmet Özel

6/6/2007

 

Amentü

İSMET ÖZEL

 

İnsan
eşref-i mahlûkattır, derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklâmların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için kanıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm ecza uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı.

Dilce susup
bedence konuşulan bir çağda
biliyorum kolay anlaşılmayacak
kanatları kara fücur çiçekleri açmış olan dünyanın
yanık yağda boğulan yapıların arasında
delirmek hakkını elde bulundurmak
rahma çağdaş terimlerle yanaşmak için
bana deha değil
belgeler gerekli
kanıtlar, ifadeler, resmî mühür ve imza
gençken
peşpeşe kaç gece yıllarca
acıyan, yumuşak yerlerime yaslanıp uçardım
bilmezdim neden bazı saatler
alaturka vakitlere ayarlı
neden karpuz sergilerinde lüküs yanar
yazgı desem
kötü bir şey dokunmuş olurdu sanki dudaklarıma
Tokat
aklıma bile gelmezdi
babam onbeşli olmasa.

Meyan kökü kazarmış babam kırlarda
ben o yaşta koltuğumda kitaplar
işaret parmağımda zincir, cebimde sedef çakı
cebimde kırlangıçlar, çılgınlık sayfaları
kafamda yasak düşünceler, Gide meselâ.

Kar yağarken kirlenen bir şeydi benim yüzüm
her sevinç nöbetinde kusmak sunuldu bana
gecenin anlamı tıkansın diye ıslık çalar
resimli bir kitaptan çalardım hayatımı
oysa her gün
merkep kiralayıp ta kazılan kökleri
Forbes firmasına satan
babamdı.

Budur
İşte bir daha korkmamak için korkmaz görünen korku
işte şehirleri bayındır gösteren yalan
işte mevsimlerin değiştiği yerde buharlaşan
kelepçeler, sürgünler, gençlik acılarıyla
güçbelâ kurduğum cümle işte bu;
ten kaygusu yüklü ağır bir haç taşımaktan
tenimin olanca ağırlığı yok oldu.

Solgun evler, ölü bir dağ, iyice solmuş dudak
bile bir bir çınlayan
ihtilâl haberidir
ve gecenin gümüş ipliklerden işlenmiş oluşu
nisan ayları gelince vücudu hafifletir
şahlanan grevler içinde kahkahalarım küstah
bakışlarım beyaz bulutlara karşı obur
marşlara ayarlanmak hevesindeki sesim
gider şehre ve şaraba yaltaklanarak
biraz ağlayabilmek için
fotoğraflar çektirir
babam
seferberlikte mekkâredir.

İnsanın
gölgesiyle tanımladığı bir çağda
marşlara düşer belki birkaç şey açıklamak
belki ruhların gölgesi
düşer de marşlara
mümkün olur babamı
varlık sancısıyla çağırmak:

Ezan sesi duyulmuyor
Haç dikilmiş minbere
Kâfir Yunan bayrak asmış
Camilere, her yere

Öyle ise gel kardeşim
Hep verelim elele
Patlatalım bombaları
Çanlar sussun her yerde


Çanlar sustu ve fakat
binlerce yılın yabancısı bir ses
değdi minarelere:
Tanrı uludur Tanrı uludur
polistir babam
Cumhuriyetin bir kuludur

bense
anlamış değilim böyle maceralardan
ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
yalnız
coşkunluğu karşısında içlendiğim şadırvan
nüfus cüzdanımda tuhaf
ekmek damgası durur
benim işim bulutlar arşınlamak gün boyu
etin ıslak tadına doğru
yavaş yavaş uyanmak
çocuk kemiklerinden yelkenler yapıp
hırsız cenazelerine bine bine
temiz döşeklerin ürpertisinden çeşme
kokak dualarından cibinlikler kurarak
dokunduğum banknotlardan tiksinmeyi itiraz
nakışsız yaşamakları
silâhlanmak sanarak
çıkardım
boğaza tıkanan lokmanın hartasını
çıkınımda güneşler halka dağıtmak için
halkı suvarmak için saçlarımda bin ırmak
ıhtırdım caddeleri
meğer ki mezarlarmış
hazırmış zaten duvar sıkılmış bir yumruğa
fly Pan-Am
drink Coca-Cola.

Tutun ve yüzleştirin hayatları
biri kör batakların çırpınışında kutsal
biri serkeş ama oldukça da haklı.
Ölümler
ölümlere ulanmakta ustadır
hayatsa bir başka hayata karşı.
Orada
aşk ve çocuk
birbirine katışmaz
nasıl katışmıyorsa başaklara ağustos sıcağı
kendi tehlikesi peşinden gider insan
putların dahi damarından aktığı güne kadar
sürdürür yorucu kovalamayı.

Hanidir görklü dünya dünyalar içre doğan?
Nerde, hangi yöremizde zihnin
tunç surlardan berkitilmiş ülkesi
ağzı bayat suyla çalkalanmış çocuğa rahîm olan
parti broşürleri yoksa kafiyeler mi?
Hangi cisimdir açıkça bilmek isterim
takvim yapraklarının arasını dolduran
nedir o katı şey
ki gücü
gönlün dağdağasını durultacak?

Hayat
dört şeyle kaimdir, derdi babam
su ve ateş ve toprak.
Ve rüzgâr.
Ona kendimi sonradan ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifirî kokusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi âlemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla Varedenin
eşref-i mahlûkat
nedir bildim.

(1974)

 

İsmet Özel'in kendi sesinden dinlemek için tıkla:

http://www.youtube.com/watch?v=7Xn5NTk_FUM

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı
tracker